Turkish (Turkiye)English (United Kingdom)

Ana Sayfa Makale ve Yorumlar Ukrayna-Rusya Doğal Gaz Krizi: Avrupa ve Türkiye Zor Günler Geçiriyor

Ukrayna-Rusya Doğal Gaz Krizi: Avrupa ve Türkiye Zor Günler Geçiriyor

Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan doğal gaz krizi neredeyse tüm kıta Avrupa’sını ve Türkiye’yi etkisi altına almış durumda. 1 Ocak günü başlayan kriz hala çözüme kavuşabilmiş değil. Bir ticari kriz niteliği taşıyan bu hadisenin devam etmesi halinde ülkemiz de dahil birçok Avrupa ülkesini daha da zor günler bekliyor olacak.

Kriz Ukrayna’nın Rusya’nın doğal gaz için talep ettiği fiyatı ödemeyi red etmesi ve eski borçlarını ödeyememesi yüzünden gündeme geldi. Tarafların doğal gaz fiyatı üzerinde anlaşamamaları üzerine Rusya 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren Ukrayna’ya gönderdiği gazı kesti. Temel sorun bu olurken taraflar birbirlerini suçlarlarcasına açıklamalar yapmaktan çekinmediler. Rusya Ukrayna’nın Avrupa’ya giden gazdan günde 65 milyon metreküp oranında bir miktarı çaldığını, Avrupa’ya açılan kapıların uluslararası gözlemciler tarafından denetlenmesine karşı çıktığını ve son olarak da  Ukrayna üzerinden Avrupa’ya giden gazın kesilmesinden Ukrayna’nın ülkesindeki vanaları kappattığından Avrupa’ya sevkiyatı yapamadıklarını iddia ederken Ukrayna da Avrupa’ya giden gazın Rusya tarafından kesildiğini söylüyor. Rusya Ukrayna’ya sattığı gazın fiyatını artırmak isterken Ukrayna da  ülkesinden geçen gazdan daha fazla transit ücreti talep etmekte. Dolayısıyla sekiz gündür devam eden bu kriz ne yazık ki tüketicilere – Avrupa ve Türkiye – ek maliyet getirmekle kalmamış, doğal gaz arz güvenliğinin ne denli risk altında olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır.

Avrupa’nın Rusya’dan aldığı doğal gazın yüzde 80’i Ukrayna toprakları üzerinden bu pazara sunulmaktadır. Bu da Avrupa Birliği’nin toplam doğal gaz tüketiminin yüzde 20’sine denk gelmektedir – halihazırda Birlik tüketiminin yüzde 25’ini Rusya’dan tedarik etmekte. Rusya açısından da bakıldığında en büyük pazarı olan Avrupa’ya doğal gazının beşte dördünü bu ülke üzerinden göndermesi kendisi açısından son derece risk teşkil etmektedir. Dolayısıyla, gerek Avrupa ve Türkiye için doğal gazda bir arz güvenliği sorunu oluşurken Rusya için de bir talep güvenliği problemi her zaman için mevcut olmaya devam edecektir.

İki ülke arasında yaşanan bu hadise ilk değildir. Hatırlanacağı üzere 2005’in sonu 2006’nın başında yine bir doğal gaz krizi yaşanmıştı ve o zaman da Avrupa’nın bir çok ülkesi ve Türkiye yine zarar görmüştü. O dönemde Avrupa’ya giden gazın yüzde 30’u geçici süreliğine kesintiye uğramıştı. Bu yaşanan ve gelecekte yaşanması muhtemel olan krizlerden minimum şekilde zararla çıkmak için alternatif güzergah sayısının arttırılması gerekiyor. Her ne kadar Belarus Avrupa pazarına Rusya’dan ulaşan gazın yüzde 20’sini taşısa da Ukrayna’yla yaşanan sorunlar nedeniyle bunun yeterli bir alternatif olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla, farklı boru hatları projelerine ihtiyaç duyulduğu aşikardır. Halihazırda Yamal-Avrupa Genişleme Projesi, Güney Akım, Baltık Denizi altından Almanya’ya ulaşacak boru hattı gibi birkaç proje üzerinde çalışılıyor olsa da henüz faaliyete geçirilememiştir.

Fakat burada Türkiye’nin de Rusya’nın hidrokarbon rezervlerini Avrupa enerji pazarına taşıyabilecek bir diğer alternatif olarak ilerde değerlendirelebiliciği kanısını taşımaktayım. Bununla birlikte NABUCCO boru hattı projesinin bir an önce hayata geçirilmesi de bir kez daha anlaşılmıştır. Çünkü doğal gaz tedariği için Rusya’ya büyük oranda bağımlı olmak ve bunun taşınması için de Ukrayna’ya bağımlı hale gelmek yeni alternatiflerin en erken zamanda devreye sokulması gerektiğinin altını çizmiştir.

Türkiye’nin yüzde 65 Rusya’ya bağımlı olması ve gazın önemli bir kısmının Ukrayna üzerinden geçen Batı hattıyla ülkemize ulaşması bu krizden fazlaca etkilenmemize sebep olmuştur. Günlük 35 milyon metreküp doğal gazı Türkiye’ye taşıyan bu hattan aşamalı olarak kesilen gaz miktarı 6 Ocak itibariyle tamamen kesilmiştir. Türkiye’nin stoklarındaki mevcut rezervlerle uzun süre idare edebilmesi söz konusu değildir. Bu krizin uzun sürmesi halinde ülkemiz zor günler yaşayabilir. Sorunun çözümü için Mavi Akım’ın kapasitesi 8 milyon kadar arttırılmış, doğal gaz depolarımızdaki rezervler kullanılmaya başlanmış, spot piyasadan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) temini için harekete geçilmiş, termik santralde ikincil yakıtlara geçilmiş olsa da bir kaç gün sonra tehlike sinyalleri çalabilir. Şu anda avantajlı olduğumuz durum İran’dan gelen gazın normal seyrinde devam etmesi. Çünkü geçtiğimiz yıllarda da aynı tarihlerde İran Türkiye’ye verdiği doğal gazı kesmişti. Her ne kadar İran’dan günlük  aldığımız 15 milyon metreküp doğalgaza ilaveten ek talepte bulunacağımız ve İran’ın da buna sıcak baktığı söylense de ağır kış koşullarının devam ettiği bu günlerde bu da çok garanti olmayabilir, şayet İran tarafından bu ilave gaz verilse dahi çok uzun süre bunun devam etmesini beklemek de çok akıllıca bir çözüm olamaz.

Bu ikili kriz Türkiye dahil Birliğe üye Polonya, Macaristan, Avusturya, Almanya, Romanya, Bulgaristan ve diğer Balkan ülkelerini derinden etkilemiştir. Bugün doğalgazla çalışan santrallerimizde ikincil yakıtlara geçmek ve spot piyasadan LNG satın almak maliyetlerimizi arttırmıştır. Batı hattındaki gazın uzun süreliğine sevkiyatının durdurulacak olması sanayimiz açısından da son derece kayıplar oluşmasına sebep olabilir. Bazı üye devletlerin doğal gazda stok tutma süresi ortalamanın da üstünde olması hasebiyle bu ülkelerin kendilerini birkaç hafta idare edebilecekken Türkiye’nin stok tutma kapasitesi son derece düşük olduğundan daha kritik bir durumla karşı karşıya kalmıştır.

Ülke olarak öncelikle kendi dışa bağımlılığımızı azaltacak tedbirleri geliştirecek yatırımları hızlandırmamız gerekmektedir. Yerinde olur düşüncesiyle bir örnek vermek istiyorum. Yakın tarihte Almanya’nın kuzeyini gezme fırsatım oldu ve bu bölgede tren yolcuğum esnasında yer yer (yakın ararlıklarla) rüzgar çiftliklerine rastladım ve bir an bu çiftliklerden benim de ülkemde olsa diye hayaller kurdum. Umarım bu hayalim en yakın zamanda gerçekleşir. Elbetteki, Almanya’da dışa bağımlı bir ülke fakat en azından bu konuda bir çabası söz konusu. Ülkemiz sadece rüzgar değil, jeotermal, hidro, güneş gibi bir çok kaynak bakımından Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığından çok daha şanslı. Umarım kendi yerli kaynaklarımızı ve atıl kapasite ile çalışan santrallarımızdaki üretimi en üst seviyeye çekecek tedbirlerle dışa bağımlılığımızı biraz olsun azaltmış oluruz.

Özetle, Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan bu gerginlik ülkemiz dahil birçok Avrupa ülkesini doğal gaz ihtiyacının arttığı bu ağır kış mevsiminde bu ülkelere Rusya’dan giden doğal gaz miktarında büyük oranda bir kesintiye sebep olmuştur. Bu krizle arz güvenliği noktasında tüketicilerin taraflara olan güveni sarsılmış ve alternatif güzergah konusu tekrardan hız kazanmıştır. Konunun takibi açısından, halan yoğun diplamisi trafiği devam ediyor. Avrupa Birliği her iki taraf üzerinde baskısını sürdürüyor ve tarafları bu aralarındaki anlaşmazlığı çözmeleri için ikna etmeye çalışıyor. Umarız, en kısa zamanda Rusya ve Ukrayna bu ticari kaygılarını giderecek kararı alır ve böylece üçüncü ülkeler en az zararla krizin üstesinden gelmiş olurlar.

*Arzu YORKAN, TASAM Enerji Uzmanı. Aynı zamanda Berlin Hür Üniversitesi (Freie Universitat Berlin), Otto-Suhr Siyaset Bilimi Enstitüsü’nde Enerji Güvenliği üzerine doktora çalışmalarını yürütüyor.

Yararlanılan Kaynaklar
1.    http://gazpromukrainefacts.com/
2.    www.botas.gov.tr
3.    Referans Gazetesi
4.    Financial Times
5.    Reuters Haber Ajansı
 

MAKALELER

tasamyayinlari

1-2 Aralık 2010


{alt}